top of page

HIGHLIGHTED

YORUM

Simbiyotik Şiir, sanatı post-bağlamsal bir düzleme taşıyarak hem estetiği hem özneyi baştan tanımlıyor. David Jhave Johnston’un ReRites’i, insanın anlam yükleyen diliyle makinenin donuk algoritmaları arasında işleyen bir şiirsel gerilim yaratıyor.

Post-Bağlamsal Sanat Olarak Simbiyotik Şiir: David Jhave Johnston'un ReRites Yapıtı Üzerine

Burak Öztürk

Und eine Sprache vorstellen heißt, sich eine Lebensform vorstellen. 

 Ludwig Wittgenstein


Ecrire, c’est produire une marque qui constituera une sorte de machine à son tour productrice, que ma disparition future n’empêchera pas principiellement de fonctionner et de donner, de se donner à lire et à réécrire.


 Jacques Derrida


Jeneratif makinelerin birer post-tarihsel, tarihi-aşırı varlıklar oldukları söylenebilir. Bu şu anlama gelir, elbette makinenin eğitildiği veri seti bir veya birden fazla tarihsel bağlamla birlikte alınmıştır fakat bu verilerin makinenin algoritmalarıyla işlenerek tekrardan çıktı hâline (tamamen makine tarafından) getirilmesiyle, makinenin ürettiği, ortaya koyduğu şey artık tarih-aşırıdır, post-tarihseldir. Makinenin veri olarak işleyip tekrardan ürettiği içeriğin tarihsel bağlamı etkisiz hâle gelir zira tarih sahnesinden alınıp "bugünde" ve "dünyanın-dışında" üretilmiştir. Makinenin Monet tarzında görsel üretmesi, Monet'in tarihsel bağlamıyla hiçbir şekilde ilişkilenemez. Yani burada post-tarihsellik, tarihle bağın koptuğu anlamına gelir. Tabii sanat tarihi açısından bakıldığında post-tarihsellik yeni bir şey de değildir, zaten sanat da makinelerden önce bu yola evrilmiştir. Fakat buradaki elzem nokta, sanatın belli başlı devinimlerden sonra tarihle olan bağını bir şekilde koparmasıdır, öte yandan tarih-dışılık makinenin ontolojisine gömülü gibidir. Üstelik makinenin yaptığı ama sanat tarihinde daha önce görmediğimiz tek fark bu da değildir. Makine aynı zamanda dil üzerinden bağlamı sabitleştirir bu da bağlamın kendisini etkisiz hâle getirir, böylece post-bağlamsallık ortaya çıkar.


Makinenin bağlamla kurduğu ilişkiyi anlamanın en iyi yolu onun dili kullanma biçimiyle bizimkini kıyaslamaktır. Makine bugün, dilin yaşam-formluluğundan bağımsız bir şekilde dili üretir ve yineler. Dolayısıyla insan için dil dünyanın içinde kurulurken, makine için dil kendisinin (ya da kendi yapay-usunun) kurucusudur. İnsanın dili kurma ve kullanma biçiminin onu her zaman eylemle ve eylemde kurması/kullanmasından dolayı makinenin dili kullanma ve kurma biçiminden ayrıldığı düşünülebilir. Mesela aynı kelime, farklı beden dillerine eşlik ederek dile getirildiğinde farklı anlamlara gelebilir. Bu bizi sözün, yazından önce geldiğine, söz olmadan yazı olmayacağı fikrine kani olmaya iter. Oysa Derrida tam tersini söyler, dil söz ile ortaya çıkmış olsa bile yazının formel kurallarını içinde barındırır çünkü formel kurallara sahip olmasaydı dil ile anlaşamaz, dili kullanamazdık. Öyleyse yazı bir şekilde sözü önceler. Demek ki makinenin dili kullanma biçimi ile insanınki arasındaki ayrımı buradan hareketle alelade saptayamayız. Zira bu farkı başlı başına dilin eylemsel oluşuyla açıklayamayız.


Öyleyse, fark nedir? Makinenin dili matematik, istatistik ve olasılığa dayanır ama bizim de bilişsel kapasitelerimizi kullanırken bunlara dayanmadığımızı söylemek zordur; beynimizdeki 86 milyar nöronun bağlantısallığı yapay zekâdan belki de yalnızca nicelik olarak fazla üstün olabilir. Ve belki de bu nicelik çok arttığında öyle bir kompleks noktaya erişiyordur ki bizim aşkınsallık olarak addettiğimiz (örneğin öz-bilinçlilik) gibi durumlar ortaya çıkıyordur. Bugün nörobilimde bağlantısallık bize bunu gösterir, niceliğin artışı farklı niteliklerin belirmesine yol açabilir. Bu yüzden bu fark belki de insanın aşkınsal oluşundan ve makinenin de bu aşkınsallığı henüz modelleyememesindendir. Yine de şu anki hâliyle makine ile insan arasında dil bağlamında ciddi bir nitelik farkı söz konusudur.


Derrida'nın différance kavramı bu farkı vurgular niteliktedir. Derrida için dilde anlam sürekli geleceğe ötelenir, oysa makine dili ötelemez, aksine sabitler. Bu temel olarak makinenin yaşadığı deneyim ile bizim yaşadığımız deneyimin farkından kaynaklanır. İnsan için dünya-içinde olmak, girdi ve çıktı arasındaki ayrımın muğlaklaşması, açıklaşmasıdır. Elbette biz de makinenin yaptığı gibi bir açıdan veriyle eğitiliriz fakat bizim girdi olarak aldığımız verilerin nicelik olarak fazlalığı bir yana nitelik olarak da zamana tabiliği söz konusudur, yani bizim, makineninkinden farklı olarak dünya-içinde oluşumuz dünyanın verileriyle kurduğumuz ilişkiyi "kesiksiz", zamanın sürekliliğine tabi kılar. Hâliyle bizim belleğimizin yalnızca niceliği değil niteliği de makineden ayrışır. Bizim verilerimizin girdi ve çıktı olarak ikiye bölünememeleri ve bir süreklilik olarak verili olmasının bir sebebi de budur. Öte yandan makinenin dilinin temellerini oluşturan matematik kesiksiz, zamanlı olabilir mi? Matematik herhangi bir fenomenolojik deneyimi modelleyebilir mi?


Öyleyse makine için girdi ve çıktı son derece net bir sınırla birbirinden ayrılmak zorundadır çünkü matematik kesiksiz değildir. Nitekim insanın kullandığı dilin açık-uçlu olabilmesi, bir yaşam-formu olabilmesi, deneyimin bu kesiksizliğinden kaynaklanır. Öte yandan makinenin bağlamı tekilleştirebilmesi, sabitleştirebilmesi de böyle bir dünya-içindeliğine sahip olmamasından kaynaklanır. İnsanın kullandığı dilde bağlam açık uçludur, sürekli tekrar edilir ve fark ettirilir. Makinenin sahip olduğu tek bağlam ise matematik ve dolayısıyla da tekniktir. Makine, dili kapatırken insan, dili açıklaştırabildiği kadar dili etkili kullanır. ⁠


Makinenin dili insana kıyasla nitel açıdan sınırlı kullanışı Simbiyotik Sanat ile birlikte farklı bir estetiğin oluşmasına yol açar. Makinenin başlı başına bağlamı tekilleştirmesi süreçsel-simbiyotik bir sanat yapıtına dönüştüğünde, sanatı da post-bağlamsal bir düzleme taşır, tıpkı David Dhave Johnston'un ReRITES yapıtında olduğu gibi.


ReRITES


ReRites, David (Jhave) Johnston (Fotoğraf - anteism.com)


David Jhave Johnston'un 12 ciltlik ReRites eseri, çoğunluğu çağdaş şiirler üzerinden Johnston tarafından eğitilmiş bir yapay zekâ modelinin Johnston ile birlikte yaklaşık 1 yıl boyunca ürettikleri şiirlerden oluşur. Eğitilmiş yapay zekâ modeli, her gün şiirler üretir. Johnston ise yaklaşık bir yıl boyunca her sabah bu şiirleri, adeta bir ritüel gibi, düzenler. Bu süreç sonunda 12 ciltlik, 4.500 şiirlik bir yapıt ortaya çıkar. Yapay zekâ modeli çeşitli şiir materyalleri sunarken, Johnston da bu materyalleri süreç boyunca yontar (her gün makinenin o gün ürettiği şiirleri düzenler, süreç boyunca düzenlediği şiirlere geri dönüp tekrar düzenlemez). Yine de ReRITES'taki şiirlerin yazılma sürecinde makinenin rolünü yalnızca "materyal sağlamak" ile sınırlandırmak hatalı olur. Zira Johnston'un sürece dair Vimeo'da paylaştığı videolarda da görüleceği üzere, makine bir temel materyal sağlamakla kalmaz, aynı zamanda yapıtın izleyeceği "rotayı" da belirler. Çünkü Johnston, makine tarafından üretilmiş birçok müstakil, kısa şiirle karşı karşıya kalır her seferinde. Dolayısıyla Johnston tarafından düzenlenerek geride bırakılan her müstakil şiir bir sonraki şiirin nasıl düzenleneceğini etkiler (Johnston'un rolü). Aynı zamanda Johnston'un karşı karşıya kaldığı her yeni müstakil şiir de Johnston'un yaklaşımını kökten etkileme potansiyeline sahiptir (makinenin rolü).


Makine bu rota belirleyişiyle yapıtın filizleneceği alanın sınırlarını net bir şekilde belirlemiş gibi gözükse de (ya da başka bir deyişle temel materyalleri tamamen kendi inisiyatifiyle oluşturmuş gibi gözükse de) simbiyotik süreç tam da bu noktada devreye girer ve Johnston'un makinenin sunduğu şiir materyallerinin sınırlarını her daim aşabildiğine tanıklık ederiz. Şöyle ki, Johnston makinenin sağladığı ham şiir materyallerini incelerken kendi bilinçdışından çağrışımlarla "rotayı" başka bir yöne çekebilir, ki zaten Vimeo'daki süreç videoları izlenirse Johnston'ın makinenin ürettiği şiirler üzerinde yer yer radikal derecede değişiklikler yaptığı görülebilir. Yine de makineyi manipüle etmek bu kadar kolay değildir zira yapıtın kapalı-süreçsel oluşu (yapıta kapalı-süreçsel diyorum zira yapıttaki süreçsellik alımlayıcıya tamamen kapalıdır, Johnston ile makine arasında geçer, şiirler simbiyotik bir süreçsellikle kompoze edilirler ve bu 12 cilt bittikten sonra Johnston tarafından kapalı bir form hâline getirilip alımlayıcıya sunulurlar. Daha iyi anlaşılması açısından tam zıttı bir form olarak açık-süreçselliğe Mario Klingamann'ın Memories of Passerby'ı örnek verilebilir, burada yapıt sürekli bir oluş hâlindedir ve süreç alımlayıcıya da açılmıştır.), kompozisyon sürecindeki simbiyotik ilişkiyi vurgular, Johnston makinenin üzerine kelimeleri "oyarken" makinenin taban materyalleri üretiyor oluşu ister istemez Johnston'ın poetik edimlerini etkiler, bu da aralarındaki simbiyotik ilişkinin belkemiğini oluşturur. Böylece kapalı-süreçselliğin yaklaşık 1 yıl gibi uzun bir süreye yayılması önem kazanır. Elbette Johnston makinenin ona sağladığı şiirlerin çizdiği rotadan sıyrılabilir fakat Johnston'un bu süreçte makineyle izole şekilde kurduğu ilişkisellik, Johnston'u da makinenin çekim alanına elinde olmadan götürmüş gibi gözükür, ya da en azından şiirleri okurken son ciltlere geldikçe bunu sezinleriz, zira biz şiirleri kat ettikçe şair-öznenin de gittikçe flulaştığına şahit oluruz.


ReRites, David (Jhave) Johnston (Fotoğraf - anteism.com)


Estetik Animizm


ReRITES yapıtının alametifarikasını açığa çıkarmak için sorulması gereken asıl soru, böyle bir kapalı-süreçselliğin iki insan-şair tarafından gerçekleştirilmesi ile, simbiyotik olarak insan-şair ve makine tarafından gerçekleştirilmesi arasında nasıl bir nitelik farkı olduğudur. Fakat bu asıl ve büyük sorudan önce şunları da sormak gerekir, Johnston bir şair olarak yaklaşık 1 yıl süren bu uzun ve düzenli süreçte makinenin sağladığı taban materyallerden, çizdiği rotadan etkilenmeden durabilmiş midir? Johnston'un bilinçdışı, makinenin "yapay canlılığının" yapaylığını 1 yıl boyuncaki süreçte unutmadan devam edebilmiş midir? Johnston bu yapay canlılıktan sahici bir canlılıkmışcasına ne kadar etkilenmiştir? Ama tam da bu etkilenme ve etkileme meselesi Johnston'ın asıl istediği şey gibi gözükür zira kendisi estetik animizm kavramının da kurucusudur. Estetik Animizim, makineye estetik üzerinden (ya da vesilesiyle) "yaşamsallığın" kazandırılmasını salık verir. Nitekim Johnston'un ReRITES'taki temel estetik yaklaşımı da budur.


ReRites, David (Jhave) Johnston (Fotoğraf - anteism.com)


Estetik animizm akımı güncel nörobilim  trendleriyle uyumlu oluşuyla⁠ dikkate değerdir. Bahsettiğim trend, yaşamın yapı taşının atom değil de enformasyon olduğunu iddia eder. Ve daha da önemlisi, zihni anlamak için bütün-parça ilişkiselliğini ön plâna alır, bu ilişkiselliği inceler. Dolayısıyla bağlantısallık, yaşamın yapıtaşının enformasyon olduğunu ve her enformasyon işleyen sistemin zekâ üreteceğini iddia eder. Johnston, estetik animizmi hesaplanabilir kompleksiteyi yapay zekâ üzerinden taklit edilmesi olarak tanımlar, ne de olsa eğer yaşamsallık böyle bir şeyse, makine bunu rahatlıkla taklit edebilir. Başka bir deyişle estetik, dijital medyada dil üzerinden canlılık kazanabilir, tabii yeterince kompleks olmak kaydıyla. Elbette ki bu canlılık reel bir canlılık değildir fakat Johnston yine de estetik alımlama ile bilinçdışımızda bu canlılığın gerçekliğine kendimizi ister istemez ikna edeceğimizi iddia eder.



Johnston, estetik animizmi mümkün kılan şeylerden birinin dile bakış açımızın kökten değişmesi olduğunu ima eder çünkü yeni bilgisayımsal teknolojiler dilin ontolojik statüsünü de değiştirmiştir artık. Örneğin dilbilimde dil soyut bir sistemken ("Dilbilimde dil ne nesnedir ne şey ne de hayvan"), dilbilim sonrasında gelen hesaplama teknolojileriyle dil nesne olmak üzere biçim değiştirir: "Bir forma sahip olur, 3 boyutlu dünyalarda yer alır. Kodlama, adeta doğadaki bir hayvanın istenci gibi dili de böyle bir istenç ile sarmalar ve şimdilerde de veri bilimi sayesinde makine, dil üzerinden öğrendiklerini yine dil üzerinden jenere edebilir", tıpkı RERITES'ın temelinde olduğu gibi. Johnston'un iddalarından şu içerim ortaya çıkar, yapay zekâ ile insan zekâsı arasındaki en temel farklardan biri, dilin bizim bilişsel becerilerimizi genişleten bir araçken yapay zekâ için dilin kurucu nitelikte bir araç olmasıdır, diğer bir deyişle dil, yapay zekâyı var eden şeydir.


ReRites, David (Jhave) Johnston (Fotoğraf - anteism.com)


Post-Bağlamsallık


İlk bakışta simbiyotik olmayan şiir ile simbiyotik şiiri ayıran tek şeyin eserin üretilme sürecinin ivmelenmesi gibi gözükür. Oysa tek fark bu değildir. Örneğin, sanatçının işleyeceği/kullanacağı materyalleri seçme sürecinin tamamen değiştiğini söylemek de mümkündür. Meselâ Modernist edebiyatta yazar tek başına kendi bilinçdışının izini sürmekteydi (Virginia Woolf'un bilinç akışı tekniğinde olduğu gibi) ya da yapıtın formunu açıklaştırmaktaydı (James Joyce'un Finnegans Wake'inde olduğu gibi, romanın formu "bükülmüştür" ve sonu başına bağlanarak okunabilir). Ve bu poetik edimler her zaman sosyal konjonktüre, Hegelci anlamıyla Zeitgest'a bağlanabiliyordu. Yani sanatçıların poetik yaklaşımları sosyal, tarihsel, bilimsel, kültürel vs. bağlamlar ile iç içeydi. Öyle ki, Clement Greenberg'in deyişiyle, bu bağlam Zeitgeist'ı sanatçıya empoze ediyordu. Örneğin Virginia Woolf'un bilinç akışı tekniğini kullanarak bilinç dışına yönelmesi tesadüf değildir zira aynı dönemlerde Psikanaliz ortaya çıkmıştır, ya da Joyce'un Finnegans Wake'te formu bükmesi tesadüf değildir zira o dönemde yeni olarak uzay-zaman da Einstein'ın İzafiyet Teorisi ile bükülmüştür. 


Sosyal bağlamla olan bu doğrudan ve kaçınılmaz ilişki, Simbiyotik Sanat'a gelindiğinde yön ve veçhe değiştirmiş gibi durur. Burada artık sanatsal tarihsiciliğin farklı bir fazına girmiş bulunuruz. Bu noktada geçmişin farklı bir arkeolojisi söz konusudur artık, tıpkı ReRITES'ta makinenin yakın geçmişteki çağdaş şiirlere uyguladığı bilgisayımsal arkeolojideki gibi. Bu arkeoloji geçmişe dair tüm materyalleri bağlamsal açıdan eşitleyen bir arkeolojidir. Böyle bir arkeoloji, bağlamı matematikte ve teknikte sabitler.


ReRites, David (Jhave) Johnston (Fotoğraf - anteism.com)


Simbiyosis'in Özü ve Ussal Diyalektik


ReRITES, Simbiyotik Sanat'ın özünde süreçsellik olduğunu gösterir. Simbiyotik Sanat süreçsel olmasaydı ona basitçe Hibrit Sanat derdik zira simbiyotikliğin karşılıklı dönüştürücü etkisi söz konusu olmazdı. 


Bununla birlikte ReRITES, süreçsellik niteliğinin açık ve kapalı süreçsellik olmak üzere iki kategoriye ayrıldığını da gösterir. Açık süreçsellik, Umberto Eco'cu anlamıyla süreçselliğin yapıtın formunu açıklaştıran uygulamasıyken, kapalı süreçsellikte yazarın açıklaştığına ya da flulaştığına şahit oluruz. Tam da bu anlamıyla ReRITES, simbiyotik sanatı bir kez daha, bu sefer bu cihetten, post-bağlamsal kılar. Çünkü burada söz konusu olan yazarın anonimleşmesi değil, yazarın o metinde düşünülebilecek tüm bağlamlarında çözünmesidir.


Örneğin simbiyotik şiirden önce, 70'lerden itibaren Language Poetry gibi post-yapısalcı edebiyat akımlarının yapmayı hedeflediği yazarı "silme" ya da "akışkan" hâle getirme işlevini simbiyotik şiir son derece organik bir şekilde, bağlamı etkisiz hâle getirerek yapar. Nitekim ReRITES'ı okurken şair-öznenin nerede olduğunu saptayamayız. Öznenin şiir içerisinde bu denli yabancılaştırılmasının Simbiyotik Sanat'tan önce mümkün olamamasının nedeni, günümüzdeki gibi gelişmiş yapay zekâ teknolojilerinden önce ussal diyalektiğin sağlanamamış olmasıdır. Ussal Diyalektik, insan-usuyla (ontolojik, kesintisiz, fenomenolojik deneyime gömülü zeka) makine-usunun (ontik, kesikli, istatistiksel modellemeye dayalı üretkenlik) estetik, teknik ve poetik alanda karşılaşmasından doğan gerilimli ve üretken ilişkidir. Simbiyotik sanat bu diyalektiği hem biçim hem içerik düzeyinde işler: makine bağlamı sabitlerken, insan bu donmuş bağlama anlamı oyar (estetik animizm). Bu süreçte ortaya çıkan eser, öznenin çözünmesine, muğlaklaşmasına ve şair-özneyi konumlandıramamızdan kaynaklanan tekinsiz bir estetiğe yol açar. Ussal diyalektik, yalnızca yeni bir estetik değil, aynı zamanda ontolojik bir bilgi de üretir — böyle bir bilgi yalnızca sanatsal deneyim aracılığıyla sezilebilir ve anlaşılabilir bir bilgidir.


Makine Olarak Dil, Dil Olarak Makine


ReRITES'ın dil ve yaşamsallık üzerinden kurduğu gerilim bir türlü çözülmez gibi durur. Yaşamın yapı taşı enformasyonsa ve yaşamsallık kompleks enformasyonun işlenmesiyle bu denli taklit edilebiliyorsa, ReRITES dil hakkında bize ne söyler? ⁠Dili sınırsız anlam üreten bir makine olarak düşünebiliriz (Derrida'nın söylediği gibi), makineyi de sınırsız dil üreten bir yapı. Johnston bize makinenin dile öykündüğü kadar dilin de makineye öykünen dinamik, canlı bir araç olduğuna işaret eder. Her simbiyotik üretim, insan ile makineyi biraz daha yakınsar, insanı makine gibi tasavvur etmenin farklı yollarını açar. Böylece kullandığı ussal diyalektik sayesinde yanıtını kendi başımıza veremediğimiz yaşam, zihin, dil gibi gizemlerin hâlen karanlıkta kalan taraflarını bizim için aydınlatabilir. Derrida'nın dediği gibi anlam, fark ile ortaya çıkıyorsa söz konusu ussal farklılık bizi kendimizi daha iyi anlamlandırmaya götürebilir.


O hâlde Johnston'un estetik animizmi de bu noktada devreye girer. Bu hâliyle bu poetik edim, sanat tarihinde daha önce görülmemiş bir şeydir. Ama bu poetik eylemi bizim için değerli kılan yalnızca yeni oluşu değil bir yönüyle aydınlatıcı oluşudur da. Buradan sanat deneyiminin bilgi de ürettiği sonucuna vardık. Öyleyse, belki dili tasavvur ettiğimiz gibi sanatı da kendi kendini üreten bir makine olarak tasavvur edebiliriz; sanatı, aşkınsal bir makine olarak tasavvur edebiliriz.



Bize Ulaşın

bottom of page